Alman ve Avusturya piyano geleneği, ses güzelliğini ikinci sıraya koyan tek büyük ekoldür.
Birinci ölçüt yapıdır. Bir sonat çalınırken dinleyicinin cümle sınırlarını, tekrar bölümlerini ve gelişme bölmesini duyması beklenir.
İkinci ölçüt tempo tutarlılığıdır. Ölçü içinde küçük esnemeler kabul edilir; bölüm boyunca tempo dağılmaz.
Üçüncü ölçüt metne bağlılıktır. Bestecinin yazdığı dinamik ve artikülasyon işaretleri öneri değil talimat sayılır.
Bu üç ölçüt bir araya geldiğinde ortaya, gösterişten uzak ama mimarisi açık bir icra çıkar. Ekolün gücü klasik ve erken Romantik repertuvarda görülür; sonat literatürünün büyük bölümü bu anlayışla öğretilir. Zayıf tarafı, geç Romantik ve empresyonist repertuvarda ortaya çıkar; orada renk ve serbestlik yapının önüne geçer. Bu nedenle gelenek bir tercih değil, repertuvara göre seçilen bir araç olarak öğretilir.
Yapıyı duyurmanın en pratik yolu, eseri çalışmadan önce bölümlemektir. Nota üzerine cümle sınırları, tekrar noktaları ve gelişme bölmesinin başlangıcı işaretlenir.
Bu işaretler yalnız çözümleme için değil, dinamik planı için de kullanılır; her bölümün kendi doruk noktası belirlenir ve bunlar birbirini tekrarlamaz. Derslerimizde sonat çalışması bu yapısal yaklaşımla, renk repertuvarı ise ayrı bir çerçeveyle ele alınır.